( ahmetarslan21@hotmail.com )

  • 27/8/2005 - DÜZENİN YIKTIKLARI
  • İki el silah sesi sokağın ortasında

    Bir ana ağladı iki ateş arasında

    İsyanı vardı bu gidişe oğlunun başında

    Bir genç daha ezilmişti bu sistemin çarklarında.

    Oğlu için çalışmıştı gecesi gündüzüyle

    O okuyacak ve bir şeyleri değiştirecek ümidiyle

    Eğilmeyen başını bile eğmişti onun için bu düzene

    Artık bir şeylerin değişeceği gözlerinin önünde

    Bütün umuduydu oğlu onun için

    Bu dünyayı yakardı sacının bir teli için

    O mavi gözlerinden akacak bir damla yaş için

    Bin defa ölürdü o, için, için

    Ne yazık ki bir defa daha teslim oldu bu düzene

    Bir defa daha isyan etti o acımasız kadere

    Bir an düşündü, insan bu kadar güçsüz mü diye

    Neden birlik olup gitmiyoruz haksızlıkların üstüne…

     

    -----Bir gün gelecek

    -----Bu düzen değişecek.!

                              Ahmet ARSLAN

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/8/2005 - HAYAT HER ZAMAN BU DENLİ ACIMASIZMI ?
  • Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/8/2005 - ESARET GÜNLERİ
  •  

    Bir esaret pençesinde geçiyor günlerim

    Kin ve öfke oldu bütün yeminim

    Elbet bitecek kahreden gecelerim

    O zaman göreceğim sizi efendilerim

    Her biri emir veriyor acımadan

    Yüreklerde sevgi kalmamış insanlıktan

    Bir hayvanın siması suratlarından akan

    Biz de sizler gibi olmadık mı, bir anadan babadan

    Belli şartlarda girdik emrinize

    Bizde istemedik böyle olsun diye

    Zorlamayın artık boş yere

    Biz benzemeyiz sizin gibi şerefsizlere…..

                            Ahmet ARSLAN

    Yorum ( 4 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 19/8/2005 - BİR DÜNYA OLSA……
  • Ne olurdu tüm insanlar kardeş olsa

    Hayat güzel yanlarını eşit paylaşsa

    Tüm insanların yüzünde mutlu bir gülüş kalsa

    Bütün dertlerden uzak bir dünya olsa…

    Savaşın dikenleri yerine barışın gülleri açsa

    Bir hiç uğruna yuvalar yıkılmasa

    Anaların gözleri yaşlı kalmasa

    Çocukları sokakların çocukları olmasa

    Aydınlar vurulmasa artık sokakların ortasında

    Düşünceler karanlığa mecbur kılınmasa

    Düşünmek ve de istemek daha özgür olsa

    Özgürlük bir ölüm olmasa yurdumda

    Barışın ve sevginin şarkıları söylense dillerde

    Artık son bulsa bu ağıtlar gönüllerde

    Son bulsa göz altındaki ölümler işkenceler

    Öldürülmese artık gazeteciler doğruyu yazdı diye

    BİR DÜNYA OLSA…….

                                       Ahmet ARSLAN

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/8/2005 - BUGUN DEĞİL YARINSIN SEN
  • Bir dilin bütün sözcüklerini kullansam seni tarif edemeyeceğimi biliyorum.

    Ulaşılmaz oldun hep; dokunmak hissetmek ve dolu dolu yaşamak isterken seni

    Kocaman bir yalnızlıktı payımıza düşen.

    Payıma düşen her şeyi erteledim.

    Ama erteleyemediğim bir şey vardı sana benziyordu.

    Su olsan dokunduğumda bozulurdun, bozulmayan bir şey’din…

    Gidilecek bir yerim olsa sonu olurdu, sonu olmayan bir şey’din..

    Uykuda görülecek bir rüya olsa uyanırdım, beni rüyamdan uyandırmayacak bir şeydin

    Simsiyah saçların olsun istiyordum ama bahtın değil…

    O gün seni gözlerinden Anafatma’dan üç ırmağın birleştiği yerden öpeyim desem

    Aklıma ırmaklar gelir.

    Düşün ki yılan dağından aşağı iniyoruz ve dünyada sadece iki kişilik türkü kalmış

    Onu söylüyoruz.

    Öyle bir şey’sin sen…

    Seni düşündükçe yoruluyorum desem dünyanın en büyük yalanı olur.

    Yalanım yok.

    Bugünden yarına ne kalır bilmem ama sen kalırsın tıpkı yatağı değişmeyen bir ırmak gibi.

    Yaşadıklarımız azdı zamana sığmadık yaşamak isterken her şeyi.

    Bu gün şarkı söylüyorsam o gün şarkı değil şarkı değil şarkı gibi seni yaşamak isterdim.

    Halkıma benziyordun bir yanın göç bir yanın toprak kokuyordu hep.

    Gezmediğim yerin kalmadı bazen yasaklandın bana bazen suç gibi boynumda taşıdım seni.

    Yedi telli sazımla bile tam anlatamadım.

    Sen bir uçurum gülüydün ellerimi her uzandığında bin kırıkla geri döndün.

    Yasaların bile tanımlayamadığı bir şeydin sen.

    Haritalara sığmazdın her ülkede başka gülüyordun uzundun inceydin dokunduğumda nereli   

       nereli olduğumu seninle hatırlardım.

    Bana hep kendimi hatırlatan bir şeydin sen…

    Uzaksın yakınsın özlenensin ama bugün değil yarın gibi bir şey sin sen..

    Bugün her şeyi değiştirmek için çabalarken sen değişmeyen olarak duruyorsun karşımda.

    Kabul ediyorum.

    Dünyada bu kalsın ama sen bilme…

    Dünyada kaç iklim kaç zülüm kaç ölüm var?

    Bir seni bunların karşısına koymak nasıldır bilemezsin.

    Bilme !

    Bugün her ölümle biraz ölürken seni düşündükçe hayata dönüyorum yeniden.

    Gecenin en karanlık yerindeyim.

    Bir sigara ateşinin aydınlattığı kadar ışık bile olsan yine’de istiyorum seni.

    Sadece benim seni anladığım kimsenin unutmamak için defterine not düşmediği ama

       hayatında hep bir dipnot olarak kalan kendi yasaklarım gibi unutmuyorum seni.

    Dağları delmiyorum inmek istiyorum oralardan.

    Hepiniz gibi aynada saçlarımı taramak ‘’günaydın’’ der gibi sokağa fırlamak ve

       şarkı söylemek istiyorum.

    Adına aşk diyorlar gelecek diyorlar…

    Bana yetmiyor.

    Her şarkımda sana bir adım daha yaklaşmak istiyorum kırmızıdan daha uzundur.

    Gelincikler gibi bir mevsim değil dört iklim köşe bucak kim ne derse desin geri

       dönecek yerim yok.

    Bir kentin ortasında çığlık çığlığa bağırarak tek başıma kalsamda yine seviyorum sevi.

    Bu bir suç duyurusudur KENDİMİ İHBAR EDİYORUM…

                                         Ferhat TUNÇ       

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/8/2005 - BÜYÜK SÖZ
  • Şiir o büyük sözü söyleyince

    Bütün silahlar susacak

    Ölmüşlerin hep bir ağızdan söylediği

    Tarihten çıkıp gelen kalabalığın

    Akan kanın ve acıların çığlığı olan söz

    Çiçek usulca fısıldayacak bu sözü

    Gökyüzündeki ağlayan bulut

    Coşkulu dalgaları denizin

    Asker olmak istemeyen çocuklar söyleyecek

    İşte o gün..

    Köpüklerden yeni bir aşk doğacak

    Milleti belirsiz

    Büyülü sözcükler

    Susmuş yüreklerin intikamı tarihten

    Aşkın rüzgarıyla öpüşürken

    Utancından ölecek savaş

    Yarım vatana ihanet

    Ulaşmaksa bütün vatana

    Şahane boynuzların olacak Milyetcilik

    İhanet edeceğim sana

    Bütün düşmanlarla sevişip

    Peşime kanlı ordular koysan da;

    İhanet edeceğim sana

    Yeryüzünün bütün kıtalarında

    Şiir o büyük sözü söyleyince

    Bütün pazarlıklar ve gülüşmeler bitecek

    İşsiz kalacak arabulucular

    İçinde yıldızları ve nehirleri taşıyan

    Bütün zamanlardaki sonsuz sevişmeleri

    Yağmurları denizleri ve sesleri taşıyan

    O büyük sözle boyun eğecek tarih

    Şiir söyleyince o büyük sözü

    Ya kurşuna dizilecek bütün şairler

    Yada barış inecek toprağa..

                       Neşe YAŞİN

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/8/2005 - AH ULAN RIZA
  • Neden halâ gelmedi, yoksa
    Saati mi şaşırdı bu hıyar?
    Gerçi hiç saati olmadı ama
    En azından birine sorar.
    Cebimde bir lira desen yok,
    Madara olduk meyhaneye!
    Ah eşşek kafam benim,
    Nasıl da güvendim bu hergeleye!
    Gelse, balığa çıkacaktık,
    Ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık.
    Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp
    Enteresan hayâllere dalacaktık.
    Bu sandalı geçen hafta denk getirip
    Çalıntıdan düşürdük.
    Arkadaşlar ısrar etti,
    Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük.
    Saat sekizde gelecekti,
    Bana birkaç milyon borç verecekti.
    Yoksa o nemrut karısı kaçtı da
    Onun peşinden mi gitti?
    Eğer öyleyse yandık,

    Gudubet gene yaptı yapacağını!
    Geçen sene de merdivenden itip
    Kırmıştı Rıza'nın bacağını.
    Abi, kadında boy şu kadar;
    Kalça fırıldak, göz patlak, kafa çatlak!
    Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
    Ya horlarken Rıza'yı boğacak!
    Bak, şimdi acıdım, aşkolsun adama,
    Ben olsam, vallahi baş edemem! ..
    Hele beş tane velet var ki boy-boy,
    Allah'tan düşmanıma dilemem!
    Aslında iyi çocuktur Rıza, efendi huyludur,
    Herkesin suyuna gider.
    Yoksa, kalıba vursan hani,
    Tek başına on tane adam eder!
    Bir keresinde, hiç unutmam
    Üç-beş zibidi haraca dadandı;
    Rıza, sandalyeyi kaptığı gibi
    Herifleri hastaneye kadar kovaladı!
    Aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik,
    Aynı kafadaydık.
    Orta ikiden bıraktık, matematik ağır geliyordu,
    Biz, başka havadaydık.
    Aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır,
    Aynı takımı tutardık.
    Fener'in her maçına iddialaşıp
    Millete az mı yemek ısmarladık! ..
    Bir tek askerde ayrıldık,
    Bana Bornova düştü, ona Gelibolu.
    Döner dönmez evlendirdiler,
    En büyük salaklığı da bu oldu! ..
    Bense hiç düşünmedim, zaten param yoktu.
    Hep tek tabanca gezdim.
    Benim beğendiğimi anam istemedi,
    Onun gösterdiğini ben sevmedim.
    Neyse, bunlar derin mevzu...
    Anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek.
    Ufaktan yol alayım
    Anam evde yalnız, şimdi merağından ölecek! ..
    Gittim, vurup kafayı yattım;
    Rüyamda gördüm, gülümseyerek geldiğini.
    Ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp
    Hastaneye kavuşmadan can verdiğini! ..
    Vay be Rıza! ..
    Sonunda sen de düşüp gittin Azrail'in peşine!
    Dün, boşuna günahını almışım,
    Ne olur, kızma bu kardeşine!
    Öğlen kahvede söylediler, Rıza öldü, dediler
    Ne kolay söylediler!
    Sanki dev bir taş ocağını

    Kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!
    Ah dostum... o kocaman gövdene
    O beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler?
    O zalim tabutun tahtalarını
    Senin üstüne nasıl böyle çivilediler?
    Yani sen şimdi gittin, yani yoksun,
    Yani bir daha olmayacak mısın?
    Yani bir daha borç vermeyecek,
    Bir daha bira ısmarlamayacak mısın?
    Peki, beni kim kızdıracak,
    Kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?
    Peki, beni bu köhne dünyada
    Senin anladığın kadar kim anlayacak?
    Ulan Rıza... ne hayâllerimiz vardı oysa,
    Ne acayip şeyler yapacaktık...
    Totoyu bulunca dükkân açacak,
    Adını Dostlar Meyhanesi koyacaktık.
    Talih yüzümüze gülecekti be! ..
    Karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık.
    Hafta sonu iki yavru kapıp
    Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!
    Ah ulan Rıza... bu mahallenin,
    Nesini beğenmedin de öte yere taşındın?
    Ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki,
    Benim en kıral arkadaşımdın! ..
    Ah ulan Rıza... ben şimdi,
    Bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?
    Senden ayrılacağımı sanma,
    Bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim! ..

     

                      Yusuf HAYALOĞLU

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/8/2005 - YAŞAYABİLME İHTİMALİ
  • Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
    Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...
    Ben seninle bir gün Veysel karani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
    İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
    Ankara'da karbon monoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
    özlemeye başladım herkesi...
    Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..
    Bizim Kemalettin Tuğcularımız vardı...
    Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
    Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
    solculuk oynamaya başladık..
    Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
    Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve
    Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle...
    Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
    Ankara'ya usul usul karbon monoksit yağıyordu.
    Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.
    Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
    Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
    Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..
    Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu..
    Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
    Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
    Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
    Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
    Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun
    Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
    Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
    Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.
    Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.
    Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini

    Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
    Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
    Muş ovasının yalancı maviliğini
    Otobüs oluyordum bir süre
    Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde
    Otobüs oluyordum
    Bir ülkeden bir iç ülkeye
    Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
    Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
    Korkuyordum
    Sonra iniyordum otobüsten
    Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
    ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
    ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
    Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..
    Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
    Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
    Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
    Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
    bir yol üstü lokantasında
    Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
    Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
    Ben seninle herhangi bir insan elinin
    terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim
    Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!

     

                                                  Yılmaz ERDOĞAN

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/8/2005 - SESSİZ GEMİ
  •  

    Artık demir almak günü gelmişse zamandan
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

    Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

    Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
    Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

    Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
    Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

     

                                   Yahya Kemal Bayatlı

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 4/8/2005 - SÖMÜRÜLÜYORUZ
  •      Zaten hep vardılar ve her zamanda güçlüydüler. Ama şimdiki kadar gaddar değillerdi. Aç güzlülükle bu kadar pervasız değildiler. Kalabalıkta bu kadar sınır tanımaz bir halleri yoktu. Azıcıkta olsa saygıları vardı zorunluluktan kaynaklansa bile . Bu kadarda zevksiz değillerdi eskilerde . Gürcüsüzlükleri şimdiki kadar bangır bangır bağırmıyordu. Artık her şey çok daha vahim şimdilerde grup büyüdü güçlendi çoğaldı. Sanatını gürcüsüzlüğünü yaşam biçimini zevksizliğini pişkinliğini acımasızlığını açık gözlülüğünü koluna takarak bir çekirge sürüsü gibi saldırıyorlar hayatımıza. Bizim sıcak sokaklarımıza saldırıyorlar. Tükürüyorlar bir zamanlar sevdiklerimizle öpüştüğümüz saçak altlarına. Giysilerimize rahatlığımıza kendimiz gibi olmamıza saldırıyorlar sokaklarda. Hayallerimize saldırıyorlar cansız beyinleriyle. Hesapsız kahramanlarımızı boğmaya kalkıyorlar görgüsüzce aptalca gülüşleriyle. Ağıtlarımızı silmeye çalışıyorlar beynimizden EŞEK anırmasına yakın müzikleriyle. Dostluklarımızı yıkmaya çalışıyorlar sırtımızdan kazandıkları paralar ve yalanla karışık yaşamlarıyla. Kentlerimize saldırıyorlar doymak bilmeyen aç gözlülük ve bütün acımasızlığıyla. Kafalarının içi gibi karmakarışık mahalleleri gerçek bir zevksizlik örneği binaları ile kırsal kavramımıza darbe indiriyorlar. MEM'U ile ZİN'imize aşklarımıza tutkularımıza saldırıyorlar televizyon ekranlarından üç kuruşluk kadınların aşklarını pompalayarak. Kişiliğimize saldırıyorlar kişiliksizlikleriyle. Hesapsız pırıl pırıl bakışlarımızı karartmaya çalışıyorlar. Bol sıfırlı dolara endeksli bakışlarıyla. Edebiyatımızın felsefemizin yemek kültürümüzün üzerine çullanıyorlar her haliyle sırıtan çapkınsızlıklarıyla. Aşklarımıza saldırıyorlar adına evlilik dedikleri şirketleriyle. Hayatımıza güzelliğimize geleceğimize utana bilme yeteneğimize vicdanımıza saldırıyorlar. Karşı çıkarsa GÖRGÜSÜZ ve ÇAHİL'likle suçluyorlar. EVET KABUL EDİYORUM BEN ÇAHİLİM...        

     

                                                           Ahmet ARSLAN

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
    www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws   www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

    Scroll images by bigoo.ws

    MySpace Layouts

    SEVMEKKKKKK ÖLESİYE.....

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Arkadaşlarım

  • hulya
  • yansimalar
  • joone
  • sevim yakici
  • prenses
  • bizimvadi
  • zelis
  • esin
  • penelope
  • nurdane diken
  • shadow90
  • loveheart
  • kanturk
  • mavikirmizi
  • KİRLİ SAKALLI BEBEK
  • yolcugidiyor
  • herteldenolay
  • Sayfa: 1 - Toplam: 4
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa
    Free Hit Counter
    Get a Free Hit Counter